12. Eylül 2007 15:28 | Kategori: Yazılar Ve Hikayeler | İlk yorumu sen yap

O gelmeden kokusu gelir. O gelmeden heyecanı gelir. Gökyüzü değişir, sokaklar başka bir hal alır, onun geleceği fark edilir. Caddelerin ışıkları bile bir başka olur, İstanbul’un akşamları bile. O gelirken bir başka hal getirir bize, bir sükut çöker şehrimize. Daha başka olur insanlar, şehir daha başka kokar, daha başkadır sokak kedileri. O gelirken yanında bereket getirir, huzur getirir, herkes payını alır, gökyüzünde ki martılar bile. Değişir evlerin çehresi, sofraların rengi değişir, buluşur herkes aynı çemberde. O gelirken bereket getirir, sofralarımıza lezzet, kalplerimize muhabbet getirir. Ramazanlar güzeldir.

Ramazan bir lütuftur, babayı erken getirir eve. Konu komşuyu misafir eder bize, misafir eder bizi güler yüzlü kimselere. En çokta kimsesizlere gelir Ramazan, bağrında konuk eder onları, tıka basa doyurur yoksulları. Ve gönlümüze gelir Ramazan, aç ruhumuzu doyurur, kırık kalpleri buluşturur. Aklımıza gelir Ramazan, aranmayan dostları getirir aklımıza, vesile kılar sevgiye muhabbete. Merhamettir Ramazan, sevgidir. O hep gelmeden fark edilir…

Bir iftar vaktidir, bir teravihdir. Babasının elinden tutmuş camiye giden bir çocuğun yanaklarında fark edilir. Camiye erken gitmektir Ramazan, hep bir ağızdan getirilen salâvat da gizlidir. Cami çıkışında selamlaşan insanların yüzlerinde tebessüm, ısmarlanan çayda şekerdir.

Sultan Ahmet’te kalabalık olur, iftar çadırında bekleyiş. Fuarlar kurulur, kitaplar arasında gezerken anlayana anlamayana bir mutluluk sunulur, bilen bilir neden mutludur. Dumanı tüten sıcak bir sahlep olur ıstır içimizi. Mutluluktur Ramazan, ama en çok da sahurdur. Mahmur gözlerle sofraya kurulmaya alışmaktır. Ve alışmaktır peş peşe saate bakmaya, saatler hep kuruludur. Bozacıların sesi duyulur uzaktan ve yaklaşan vaktin hesabı tutulur. Sahur, bir nihayet değildir iftar gibi, başlayıştır, ezanları bekler seher yeli. Sahur anların en gizemli olanıdır, doyulmaz lezzettir, manevi hazlar tattırır. Mübarektir sahurlar, Ramazanlar güzeldir…

O hep özletir kendini, salavatlarla gelir, tekbirlerle gönderilir, Ramazan ayların en güzelidir.



24. Ağustos 2007 18:31 | Kategori: Yazılar Ve Hikayeler | İlk yorumu sen yap

Hayatın bir kırbacı olmalı, sorgularken beni şaklayan ensemde.
Issız bir çölün ortasında susuzken, dilim damağımda, unuttuğum susuzluğumu hatırlayamadım.

Eksikliğini hep hissettiğim yitiğin/susuzluğun bir çölün ortasında dahi aklıma gelmeyişi, hayatın güzel taraflarına kayışı zihnimin, bir seraba kapılıp gidişim, kaybettiğim yolumu aramak yerine, oturup kumdan kaleler yapmak gibi..

Kaybettiğim ama ne olduğunu bilmediğim bir şeyi gecenin karanlıklarında hissederim.
Kapılıp gittiğim anlamsız duygularım, sonunu bulamadığım tünellerde hayata dair şeyler düşünmek, hala güzel şarkılar söylemek ve tatlı hayallere gömülmek..

Gecenin kül kokusu var üstümde, gülümser bir çehre var yüzümde ve neden güldüğümü bilmeyişim, bilinmezliğe doğru aldırmadan gidişim, buzulların üstünde kır çiçekleri toplamak gibi..

Kandırışlarım kendimi, belki bazen hiç hissetmeden ve unutup her şeyi yola koyulmak, nereye gittiğini bilmeden, herkes gibi olmayı farz etmek, poşetten uçurtmalar yapmak gibi..

                           Awaranın KaLeminden…



24. Ağustos 2007 18:26 | Kategori: Yazılar Ve Hikayeler | İlk yorumu sen yap

Beni Eskiden Tanıyanlar Bilir Bu yazıyı neden yazdım Diyecek olan varsa !  Önceleri Benim Sanal Alemde Kullandığım Bir Nickim Vardı MeDCeZir Yıllar sonra awara Arkadaşımız Bu yazıyı yazdı Kendi Kaleminden  Bana Hep SOrarlardı MeDCezir Ne demekdiye Buyrun size Bir Örnek awaraya Teşekkürler…

Yazan  : RaDyaSyon…

       Med-Cezir

İşte düşüncelerin çakıştığı an,
Mantığın bağımsızlığını ilan ettiği zaman
Beklemek ve görmek mi sadece tezim
Neden kendime bu kadar yabancıyım,
Neyim ben, ben kimim?

Birbiriyle savaşan duygularım ve mantığım
Huzurunu arıyorum sadece bir anlığın
Kurtulmanın bir çaresi olmalı bunlardan,
Evet, bende istiyorum;
Birkaç damla şu mutlu zamanlardan..

Sayfama düşen yaprakların gölgeleri,
Su hışırtıları ve kuş sesleri.
Mis kokulu bir çiçek değilmiş dünya,
Girdabın içinde yaşarken
Bunu şimdi öğrendim.

Met - Cezir’e özenen hayat, gel – git yapar anlarda,
Taşan sular gibi ıslatır insanı,
Duyguların depreştiği zamanlarda.
Boş sorunlarla uğraşır durur insan,
Kavramlarda kaybolur,
Ancak kalpler, Allah’ı anmakla huzur bulur..

Haziran 2004

                                   Yazan  Awara



24. Ağustos 2007 18:21 | Kategori: Yazılar Ve Hikayeler | İlk yorumu sen yap

Baba karga işten yanında serçe ölüsüyle dönünce yavru karga çok sevinmişti. Anne karga birazdan yemeği servis yapmış, leziz bir sofraya kurulmuşlardı ailece. Bu yuvanın hemen yanında, sağ tarafta, bir yuva, bir aile daha var. Orada yemek çoktan yenip bitmiş, gelen seslerden anlaşıldığına göre de güzel bir akşam muhabbeti başlamıştı.  Tam oranın birkaç dal üstünde iki yuva daha var. Ve sol tarafında birkaç tane daha. Bulunduğum yerin üst tarafındaki yuvalar daha sessiz ve sakin. Muhtemelen daha imtiyazlı kargalar daha yukarıdalar.  Burası karga ve karga yuvaları ile dolu.

En tepede garip bir yuva daha var. Birkaç karga teknolojik aletlerle etrafı gözlüyor. Burasını gözetleme kulesi olarak kullanıyor olmalılar. O yuvayı daha iyi görebilmek için birkaç dal daha yukarı çıkıyorum. Aman Allah’ım! Ellerime değen bu yumuşak, tüylü ve ürkütücü şey de ne?

Yaklaşıp baktığımda kafasından ağaca saplanmış bir serçe leşiyle karşılaşıyorum.  Hemen üstünde bir yazı bu serçenin terörist olduğuna ve etkisiz hâle getirildiğine dair bilgiler içeriyor.

Hayrete düşmemek elde değil. Etrafıma iyice bakınca bulunduğum ve etraftaki birçok ağacın kargalar tarafından teknolojik silahlarla korunduğunu görüyorum. Bir şeylerden korkuyor olmalılar.

En tepedeki gözetleme kulesine bir yığın karga sert inişler yapıyor. Ardından bir karga sürüsü hızla kalkıyor. Sinirli ve sert tavırlı, diğerlerinden daha iri olan bir karganın sesi karanlığın sessizliğini tırmalayarak yankılanıyor. Anladığım kadarıyla diğer kargalara bazı talimatlar veriyor:

“Harekâta hazır olun, daha özgürleştireceğimiz çok ruh var(!)” Ve karga kahkahaları…

Ordumuz yeni bir operasyon için hazırlanıyor diyor yaşlıca bir karga. Hemen yanımdaki yuvadan geliyor bu ses. Zamanında bende savaştım. Büyük ve cesur bir kumandandım, ama artık yaşlandık diye devam ediyor.

Ufak bir çocuk: “Dede, savaş maceralarından anlatsana yine” diyor.
Biraz daha yaklaşıyorum, bu karganın anlatacakları beni meraklandırdı gerçekten.

Yıl 1898 diye başlıyor yaşlı kumandan: Meksika’yı işgal etmiş ve aynı yıl Küba’ya girmiştik. Bunlar bizim ilk adımlarımızdı. Hemen peşinden 1921’de Nikaragua’yı işgal eden “Ulusal Muhafızlar” adlı bir örgüt kurduk. Bu örgüte daha sonraları terör örgütü dendi; ama sen onlara bakma, örgütün başında olan Somoza çok tatlı bir çocuktur.

1945 yılında Hiroşima ve Nagazaki’ye ufak bir hediye paketi gönderdik. 1950–53 yıllarında Kore’deydik.

CIA’den arkadaşlar 1955’te Endonezya, Laos ve Kamboçya’da yüzlerce teröristin (!) ruhunu özgürlüğe kavuşturmuştu.

Yine Endonezya’da 1965 yılında Suharto’yu iktidara taşıdık, oda bize hediye paketinde 1 milyon ceset gönderdi. Aynı yıl gökten Dominik’e inen arkadaşlarımız,  10.000 Dominiklinin ruhunu burada şad etmişlerdi.

Hatırladığıma göre en çok Vietnam’da eğlenmiştik. Vietnam’da 170.000 kişi ölmeyi, 80.000 kişi sakat kalmayı, 5 milyon kişide köylere sürülmeyi tercih etmişti.  

Biliyorum garip ama bu teröristler acayip insanlardı, oysa biz onlara özgürlük götürmüştük. Şimdi kavgaya gürültüye ne gerek vardı; ama bizim açımızdan karlıydı, zira 1975 yılına kadar 2 milyon sivilin ruhu özgürlüğe kavuşmuştu.

Sonra gülümsedi. Biraz kasılıp, arkasına yaslandı. Her anlattığında bunları yanaklarına bir gülümseme yayılıyordu. Küçük çocuk sabırsızlanmaya başladı: “Hadi dede devam et anlatmaya.”

Yaşlı karga küçük çocuğun başını okşayıp anlatmaya devam etti:

1 milyon isyancı ruhun 1970–75 yılları arasında Kamboçya ve Laos’ta özgürleştirilmesinden biz sorumluyduk.

Şili’de bizim eleman Pinochet’in yardımı ile Devlet Başkanı Allen de dâhil 30 bin kişiyi paketledik.

Aynı yıllarda Uruguay’da cuntacılara yardım edip teröristlerin ruhlarını lağım çukurlarında temizledik.

Arjantin’de 1976 yılında desteğimizle iktidarı ele geçiren generaller 30 bin isyancıyı ortadan kaldırıp birçoğunu uçaklardan denize atarak ne kadar icatçı bir zekâya sahip olduklarını kanıtladılar.

1983’te Lübnan’a girdiğimizde babanda bu savaşa katılmıştı. Onunla çok gurur duymuştum, onlarca teröristin ruhunu özgürlüğe kavuşturmuştu çünkü.

1983 yılından 1989’a kadar olan Greneda operasyonu, Libya’da yapılan temizlik, Panama’da 5 bin kişinin temizlenmesi olaylarında baban hep bulundu.
Yıl 1990 olduğunda ordumuz iyice coşmuştu. Barış, demokrasi, kardeşlik (!) götürdüğümüz ülkeler onlarca olmuştu. Bizim sayemizde milyonlarca kişi mutlu oluyor, asi teröristler ise ruhları özgürleştirilmek suretiyle yok oluyordu.

1991 yılında Irak’ın Kuveyt’e girişini bahane ederek Irak’a gökten özgürleştiren bombalardan attık.

100 binlerce serçenin beynini Demokrasi ile dağıttık.

Bunlardan başka Somali’de, 11 Eylül bahanesi ile Afganistan’da on binlerce terörist için özgürleştirme operasyonları yaptık. Filistin’de İsrail’i, Çeçenistan’da Rusya’yı, Keşmir’de Hindistan’ı, Doğu Türkistan’da Çin’i destekledik. Latin Amerika’da, Orta Doğu’da, Asya’da, Afrika’da el atmadığımız, karışmadığımız iş yok gibidir.

Takvimler 2003’ü gösterdiğinde Irak’a girdik. Seninde gördüğün gibi evlat, her gün onlarca teröristin ruhu özgürleştirilmektedir.

Küçük çocuk: “Vay be dede” diye haykırdı heyecanla. “Peki, bende bir gün teröristlere yardım edebilecek miyim, ruhlarını özgürleştirerek” dedi.

Yaşlı karga elinde olmayarak bir kahkaha attı. “Bakıyorum da çok heyecanlandın, sen derslerine iyi çalış, yemeğini iyi ye, yakında sen de katılacaksın operasyonlara” dedi.

Küçük karga çok sevinmişti, oley diyerek çerezlik serçe ölüsünden bir parça daha koparttı ve zevkle çiğnemeye başladı.

Gördüklerim ve duyduklarım karşısında hayrete düşmüştüm. Bir an ne yapacağımı şaşırdım, yavaşça aşağı indim. Bu ağacın bir dalına oturup çiçekleri, böcekleri ve dünyanın güzelliğini anlatacaktım oysa.

Awaranın Kendi Kaleminden …